Psikolog ara

Çağımızın Başlıca Sorunu: Stres

Çağımızın Başlıca Sorunu: Stres

Çağımızın Başlıca Sorunu: Stres Çağımızın en önemli sorunlarından biri, yoğun ve sürekli stres altında yaşamaktır. Hızlı yaşam temposu, ekonomik kaygılar, iş ve aile sorumlulukları, teknolojinin sürekli hayatımızın içinde olması insanı zihinsel ve duygusal olarak yormaktadır.

Çağımızın Başlıca Sorunu: Stres ve Modern Hayatın İnsan Üzerindeki Etkileri

İçinde yaşadığımız çağ, insanlık tarihinin en hızlı değişim dönemlerinden birini ifade ediyor. Teknoloji gelişiyor, iletişim olanakları artıyor, bilgiye ulaşmak kolaylaşıyor ve hayatın birçok alanında işlerimizi daha kısa sürede tamamlayabiliyoruz. Buna rağmen insanın kendisini daha huzurlu, daha güvende ve daha mutlu hissettiğini söylemek her zaman mümkün değil. Tam tersine, modern insanın en büyük sorunlarından biri giderek artan stres, zihinsel yorgunluk ve duygusal tükenmişlik hâline geliyor.

Stres aslında hayatın doğal bir parçasıdır. İnsan bedeninin ve zihninin karşılaştığı tehditlere, belirsizliklere ve zorluklara verdiği doğal bir tepkidir. Bir sınava hazırlanırken, önemli bir karar verirken, iş görüşmesine girerken ya da hayatımızda önemli bir değişiklik yaşarken stres hissetmemiz normaldir. Kısa süreli ve yönetilebilir stres, insanı harekete geçirebilir, dikkatini artırabilir ve sorunlarla başa çıkmasına yardımcı olabilir.

Asıl sorun, stresin geçici bir tepki olmaktan çıkıp hayatın sürekli bir parçası hâline gelmesidir.

Bugünün insanı çoğu zaman yalnızca yaşadığı problemlerle değil, aynı zamanda yaşayabileceği problemlerle de mücadele ediyor. Henüz gerçekleşmemiş olayları düşünüyor, gelecekle ilgili senaryolar üretiyor, geçmişte yaşadığı olayları tekrar tekrar zihninde değerlendiriyor. Böylece beden bugünün içinde yaşarken zihin çoğu zaman geçmiş ile gelecek arasında gidip geliyor.

Bu durum insanın sürekli tetikte olmasına neden olabiliyor.

Gün içinde telefon bildirimleri, sosyal medya mesajları, iş sorumlulukları, ekonomik kaygılar, ailevi problemler, ilişkilerde yaşanan çatışmalar, çocukların sorumlulukları, gelecek beklentileri ve toplumun başarı ölçütleri insanın zihinsel yükünü artırıyor. İnsan yalnızca kendi hayatını yaşamıyor; aynı zamanda başkalarının hayatlarını da ekranlar aracılığıyla sürekli izliyor.

Sosyal medya bu noktada önemli bir etken hâline geldi. İnsanlar çoğu zaman başkalarının hayatlarının en güzel anlarını görüyor. Tatiller, başarılar, mutlu ilişkiler, güzel evler, iyi arabalar, kariyer basamakları ve kusursuz görünen hayatlar sürekli karşımıza çıkıyor. Ancak ekranın bize göstermediği şey, o insanların yaşadığı kaygılar, başarısızlıklar, yalnızlıklar ve mücadelelerdir.

Böylece kişi kendi hayatını, başkasının hayatının seçilmiş görüntüleriyle karşılaştırmaya başlıyor.

“Ben neden böyle değilim?”

“Neden benim hayatım daha iyi değil?”

“Neden yeterince başarılı olamıyorum?”

“Neden mutlu olamıyorum?”

Bu sorular zamanla kişinin kendisini yetersiz hissetmesine neden olabilir. Oysa insanın kendi hayatını başkasının vitriniyle karşılaştırması, çoğu zaman gerçekçi bir değerlendirme değildir.

Çağımızın önemli sorunlarından biri de sürekli yetişme zorunluluğu hissidir. Daha çok çalışmak, daha başarılı olmak, daha fazla kazanmak, daha iyi görünmek, daha iyi bir ilişkiye sahip olmak, daha iyi bir ebeveyn olmak ve sürekli kendimizi geliştirmek gerektiği düşüncesi insanı dinlenirken bile suçlu hissettirebiliyor.

Oysa insanın sürekli üretmesi mümkün değildir.

Dinlenmek tembellik değildir.

Durmak başarısızlık değildir.

Bazen hiçbir şey yapmadan yalnızca nefes almak bile insanın kendisiyle yeniden temas kurabilmesi için gereklidir.

Stresin önemli kaynaklarından biri de belirsizliktir. İnsan zihni belirsizliği sevmez. Ne olacağını bilemediğimiz durumlarda zihnimiz olası sonuçları hesaplamaya çalışır. Ancak her şeyi kontrol etmek mümkün değildir. Hayatın doğasında belirsizlik vardır. İşimizi, ilişkilerimizi, geleceğimizi, insanların davranışlarını ve yaşanacak olayların tamamını kontrol edemeyiz.

Kontrol edemediğimiz şeyleri kontrol etmeye çalışmak ise önemli bir stres kaynağıdır.

Bu nedenle psikolojik dayanıklılığın önemli unsurlarından biri, kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz alanları birbirinden ayırabilmektir. Başkalarının düşüncelerini kontrol edemeyiz; ancak kendi davranışlarımızı yönetebiliriz. Geçmişi değiştiremeyiz; ancak geçmişten ne öğreneceğimize karar verebiliriz. Geleceği tamamen bilemeyiz; fakat bugün attığımız adımları belirleyebiliriz.

Bu bakış açısı insanın üzerindeki gereksiz yükü azaltabilir.

Stres yalnızca zihinsel bir durum değildir. Uzun süre devam eden yoğun stres, kişinin uyku düzenini, dikkatini, enerjisini, motivasyonunu ve günlük yaşamını etkileyebilir. İnsan kendisini sürekli yorgun hissedebilir, küçük sorunlara karşı daha hassas hâle gelebilir, sabırsızlaşabilir ve çevresindeki insanlarla iletişiminde zorlanabilir.

Özellikle ilişkiler açısından bakıldığında stresin etkileri daha belirgin hâle gelir.

Günün bütün yükünü taşıyan bir insan eve geldiğinde partnerine, çocuğuna veya ailesine yeterli duygusal alan ayıramayabilir. Aslında sorun sevgisizlik olmayabilir; kişi yalnızca zihinsel olarak tükenmiş olabilir. Ancak karşı taraf bunu “beni önemsemiyor”, “beni dinlemiyor” veya “artık benimle ilgilenmiyor” şeklinde yorumlayabilir.

Böylece stres, doğrudan ilişkinin kendisinden kaynaklanmasa bile ilişkinin kalitesini etkileyebilir.

Bu nedenle sağlıklı ilişkiler yalnızca sevgiyle değil, aynı zamanda duygusal düzenleme, etkili iletişim ve karşılıklı anlayışla sürdürülebilir. İnsan bazen karşısındaki kişiye çözüm sunmadan önce onun yaşadığı yükü anlamaya ihtiyaç duyar.

“Bugün nasılsın?” sorusu basit görünür.

Fakat gerçekten dinlenerek sorulduğunda oldukça değerlidir.

Çağımız insanının bir başka problemi de yalnızlıktır. Teknoloji sayesinde birbirimize hiç olmadığı kadar yakınız; ancak duygusal olarak birbirimizden uzaklaşabiliyoruz. Çok sayıda insanla iletişim kurmak, gerçek anlamda bağ kurduğumuz anlamına gelmez.

İnsan görülmek, anlaşılmak, kabul edilmek ve değerli hissetmek ister.

Bu nedenle kişinin hayatında güvenebileceği, kendisini olduğu gibi ifade edebileceği birkaç sağlıklı ilişkinin bulunması psikolojik açıdan son derece değerlidir. Kalabalıklar içinde bulunmak ile gerçekten bağ kurmak aynı şey değildir.

Stresle mücadelede önemli noktalardan biri de kişinin kendi sınırlarını fark etmesidir. Her isteğe “evet” demek, herkesi memnun etmeye çalışmak, sürekli başkalarının beklentilerine göre yaşamak zamanla kişinin kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmasına neden olabilir.

Sağlıklı sınırlar, insanları hayatımızdan çıkarmak anlamına gelmez. Aksine, ilişkilerimizin daha sağlıklı bir zeminde devam etmesini sağlar.

“Bunu şu anda yapamam.”

“Buna zaman ayıramıyorum.”

“Bu davranış beni rahatsız ediyor.”

“Biraz zamana ihtiyacım var.”

gibi cümleler kişinin kendisini korumasına yardımcı olabilir.

Elbette stresle baş etmek yalnızca düşünce biçimini değiştirmekle mümkün değildir. Uyku düzeni, fiziksel hareket, dengeli beslenme, sosyal ilişkiler, dinlenme, doğayla temas ve kişinin kendisine ayırdığı zaman da önemlidir. Beden ve zihin birbirinden bağımsız değildir. Fiziksel yorgunluk arttıkça duygusal dayanıklılık da azalabilir.

Bu nedenle bazen çözüm daha fazla düşünmek değil, biraz yürümek; daha fazla çalışmak değil, dinlenmek; herkese yetişmeye çalışmak değil, kendimize de zaman ayırmaktır.

Stresle başa çıkmanın en önemli yollarından biri de kişinin kendi düşüncelerini fark edebilmesidir. Çünkü çoğu zaman bizi yalnızca yaşadığımız olaylar değil, o olaylara yüklediğimiz anlamlar da zorlar.

Bir başarısızlık yaşayan kişi “Ben başarısız bir insanım.” diyebilir.

Oysa başarısız olmak ile başarısız bir insan olmak aynı şey değildir.

Bir ilişkinin bitmesi “Ben sevilmeye değer değilim.” anlamına gelmez.

Bir işte istediğimiz sonucu alamamak “Ben hiçbir şeyi beceremem.” anlamına gelmez.

İnsan yaşadığı olay ile kendi kimliği arasında sağlıklı bir ayrım yapabilmelidir.

Hayatın bütün yükünü tek başına taşımak zorunda olduğumuzu düşünmek de stresin önemli kaynaklarından biridir. Yardım istemek zayıflık değildir. Bazen bir arkadaşla konuşmak, bazen aileden destek almak, bazen de bir uzmandan profesyonel yardım almak kişinin yeniden denge kurmasına yardımcı olabilir.

Özellikle stres uzun süre devam ediyor, günlük yaşamı belirgin biçimde etkiliyor, uyku ve işlevsellik bozuluyor veya kişi kendisini sürekli çaresiz ve tükenmiş hissediyorsa profesyonel destek değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak stres, modern yaşamın tamamen ortadan kaldırabileceğimiz bir parçası değildir. Ancak onun hayatımızı yönetmesine izin vermek zorunda da değiliz.

Çağımızın insanı belki de en çok “dengeyi” yeniden öğrenmeye ihtiyaç duyuyor.

Çalışmak ile dinlenmek arasında, yalnız kalmak ile sosyalleşmek arasında, sorumluluk almak ile kendimize zaman ayırmak arasında, geçmişten ders almak ile geçmişte yaşamamak arasında ve geleceği düşünmek ile bugünü kaçırmamak arasında bir denge kurmak gerekiyor.

Hayat yalnızca yetişilecek hedeflerden oluşmuyor.

Hayat aynı zamanda yaşadığımız andır.

Bazen telefonu bir kenara bırakmak, bir kahve içmek, kısa bir yürüyüş yapmak, sevdiğimiz biriyle konuşmak, sessizce oturmak ve kendi içimizi dinlemek bile zihnimizin yükünü hafifletebilir.

Çünkü insanın sürekli güçlü olması gerekmez.

Bazen yorulabilir.

Bazen durabilir.

Bazen yardım isteyebilir.

Ve bazen yeniden başlayabilmek için önce kendisine izin vermesi gerekir.

Belki de çağımızın en büyük ihtiyacı daha hızlı yaşamak değil; daha farkında, daha dengeli ve daha anlamlı yaşamaktır.

Çünkü hayatın bütün yükünü taşımak zorunda değiliz.

Önemli olan, taşıdığımız yükün bize ait olup olmadığını fark edebilmektir.

Bu belirtileri kendinizde fark ediyor musunuz? Kendiniz olabileceğiniz bir uzman seçin.
Uzman bul

Benzer makaleler

Tüm makaleler
Bilinçaltının Gücüyle Hızlı ve Kalıcı Dönüşüm
Halime özge Mardi
0

Bilinçaltının Gücüyle Hızlı ve Kalıcı Dönüşüm

Günümüzün hızlı temposunda, zihinsel yükler, stres, kaygı ve geçmişten gelen olumsuz şemalar yaşam kalitemizi doğrudan etkiliyor. Zihinsel düzeyde ne yapmamız gerektiğini bilsek de bazen eski alışkanlıkları ve kökleşmiş inançları değiştirmekte zorlanırız. İşte bu noktada hipnoterapi, hızlı ve kalıcı